DOLAR 45,0712 0.02%
EURO 52,8768 -0.01%
ALTIN 6.652,71-1,87
BITCOIN 3442876-0.67106%
İstanbul
15°

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

  • HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER

Genel Kurul, bugünkü çalışmalarını tamamladı

Genel Kurul, bugünkü çalışmalarını tamamladı

ABONE OL
28 Nisan 2026 20:25
Genel Kurul, bugünkü çalışmalarını tamamladı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Denetim göreviyle toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugünkü çalışmalarını tamamladı.

Bir sonraki Meclis oturumu 4 Mayıs Pazartesi günü saat 10.00’da gerçekleştirilecek.

-Şahali

Genel Kurul’da söz alan CTP Milletvekili Erkut Şahali, “Hükümet belediyelere rehine muamelesi yapıyor” başlıklı konuşmasında, hükümetin belediyelere yönelik tutumunu eleştirdi.

İçişleri Bakanı Dursun Oğuz’un belediyelerle ilgili değerlendirmelerine işaret eden Şahali, Oğuz’un belediyelerin reform sonrası çok yüksek harç ve ücretlerle kendi ifadeleriyle “yollarını bulduğunu” söylediğini belirterek, bunun gerçeği tam olarak yansıtmadığını söyledi.

Eski bir belediyeci olduğunu kaydeden Şahali, bazı belediyelerde çok üstün bir gayretle ciddi bir yönetim becerisi ortaya konduğunu ifade ederek, “Hükümete rağmen belediyeler hem hizmet üretebildi hem de hükümetin boşluk yarattığı alanları dolduracak şekilde iş yapma kapasitesini her gün artırdı.” dedi.

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin şu anda içine düşürüldüğü mali darboğaz konjonktürel bir dayatma değildir, tam anlamıyla yönetsel bir iflastır” diyen Şahali, daha önce pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve son olarak İran merkezli çok uluslu savaşın etkilerinin gerekçe gösterildiğini, ekonominin daraldığı ve bu nedenle bütçe açıklarının oluştuğunun savunulduğunu söyledi.

Ancak ortada ciddi bir “yönetsel zafiyet” bulunduğunu ifade eden Şahali, “Gelir yaratma konusunda isteksizlik, harcama konusunda ise bitmek bilmez bir iştah vardır. Bu nedenle karşımızda duran tablo yönetsel bir zafiyettir” ifadelerini kullandı.

Bütçe açıklarının pandemi sonrasında başlamadığını, bu gerçekle en çarpıcı biçimde 2023 yılında yüzleşildiğini belirten Şahali, 2023 yılının 19 milyon TL bütçe açığıyla tamamlandığını, 2024 yılında ise bu açığın 9 milyar 780 milyon TL’ye yükseldiğini kaydetti.

2026 bütçesinde 25 milyar TL’lik bir açık öngörüldüğünü söyleyen Şahali, “Oysa sadece mayıs, haziran ve temmuz aylarında ödenmesi gereken toplam borç yükü şu anda 21 milyar 265 milyon liradır” dedi.

Maliye Bakanı Özdemir Berova’ya tüm yıllara ilişkin kamu borçlarının açıklanması çağrısında bulunan Şahali, sadece 2026 yılına değil tüm dönemlere ilişkin tabloyu görmek istediklerini belirterek, “KKTC hazinesinin Türkiye Cumhuriyeti’ne ne kadar borcu vardır? Devletin bankalara, kooperatif ve Merkez Bankası dahil toplam borcu nedir?” diye sordu.

Belediyelere olan borcun 1 milyar 200 milyon TL’yi aştığını belirten Şahali, hükümetin belediye reformu olarak sunduğu yapının işleyişine kendisinin engel olduğunu kaydetti.

“Belediyelerin ortak varlığı ve ortak değeri olarak yaşama geçirdiğiniz ve adına reform dediğiniz sürecin çalışmasına niye engel teşkil ediyorsunuz?” diye soran Şahali, belediyelere suyun 25 liradan veriliyor olmasının tek başına yeterli olmadığını ifade etti.

Her belediyenin kendi maliyet yapısına göre hizmet bedeli belirlemesi gerektiğini söyleyen Şahali, belediye meclislerinden onay alınarak bu ücretlerin yürürlüğe konduğunu, hükümetin azami satış fiyatı belirleme yetkisinin ise sistemin doğasına aykırı olduğunu dile getirdi.

“Her belediye kendi maliyetine göre hizmet ve ücret belirler. Buna müdahale yetkisi hükümetlere ait değildir” diyen Şahali, bir yandan belediyelerin hizmet performansından rahatsız olunup Meclis’te eleştirildiğini, diğer yandan halkın yaşam kalitesini düşürecek ağır borç yükünün yine halkın sırtına yüklendiğini söyledi.

“Tutarlılık nerede?” diye soran Şahali, 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin verilerin de gelir toplama konusunda ciddi sorunlar bulunduğunu gösterdiğini belirtti.

Ekonomideki daralmanın gümrüklerdeki faaliyetleri azalttığını ve buna bağlı olarak KDV gelirlerinde düşüşe yol açtığını kaydeden Şahali, hükümetin bu kayıpları telafi edecek gelir politikaları üretmesi gerektiğini belirtti.

“Hükümete soruyorum; belediyeler sizin rehineniz midir? Genel Tarım Sigortası Fonu sizin rehineniz midir? Bu kurumlara ait gelirleri niye vermiyorsunuz?” diyen Şahali, kamu borçları ödenirken belediyelerin ve fonların mali yapısının bozulmaması gerektiğini söyledi.

Borç ödeme yükümlülüğü yerine getirilirken belediyelerin hükümetin ayağına pranga olmaması gerektiğini ifade eden Şahali, asıl sorunun hükümetin belediyelerin prangası olmaya devam edip etmeyeceği olduğunu dile getirdi.

Gazimağusa’da yaşanan su kesintisinin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından duyurulmasını da eleştiren Şahali, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

Şahali, belediyelere yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerektiğini, suyu kesilen yurttaşa suyun nasıl ulaştırılacağının da açıklanması gerektiğini kaydetti.

Bu yıl kuraklığın sınırlı ölçüde yaşanmasının beklendiğini, dolayısıyla Genel Tarım Sigortası Fonu açısından en önemli görevin mevcut kaynakları korumak ve en üst düzeyde değerlendirmek olduğunu belirten Şahali, hükümetin bu kaynaklara el koymasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Şahali, “Önümüzdeki yıl doğal afet ya da başka bir olumsuzluk yaşandığında Genel Tarım Sigortası Fonu kaynakları yeterli olmazsa ne diyeceğiz? Bu kabul edilebilir değildir” dedi.

Devlet yönetiminde bütünsellik ve ciddiyetin esas olduğunu vurgulayan Şahali, “Suyu kesilen yurttaşa suyu nasıl ulaştıracağınızı söylemek zorundasınız. O suyu ulaştırmakla yükümlü kurumların mali bünyelerini korumak zorundasınız. Kuraklıkla ilgili yükümlülükleri yerine getirecek kurumların kaynaklarına el koyma hakkınız yoktur” ifadelerini kullandı.

Şahali, harcama yapabilmek için hazinenin gelir yaratacak çabayı ortaya koyması gerektiğini de sözlerine ekledi.

– Berova

Şahali’nin konuşmasına yanıt vermek üzere söz alan Maliye Bakanı Özdemir Berova ise, hükümetin kayıt dışılığı azaltmak ve kamu maliyesini güçlendirmek için önemli adımlar attığını belirterek, belediyelerin reform sonrası ekonomik açıdan daha güçlü hale geldiğini söyledi.

Şahali’nin, dahilde toplanan KDV ile gümrükte toplanan KDV arasındaki fark üzerinden yaptığı eleştirilere değinen Berova, CTP döneminde dahili KDV toplama oranının yüzde 40 seviyelerinde olduğunu hatırlatarak, “Bu ne perhiz ne lahana turşusudur” dedi.

Kayıt dışılığı kayıt içine alma amacıyla bütünleşik kamu mali yönetim sistemi çerçevesinde otomasyon sistemini güçlendirdiklerini ifade eden Berova, Vergi Dairesi’nin artık gümrükler, Çalışma Bakanlığı ve diğer kurumların verilerini hızlı şekilde görebildiğini söyledi.

POS kayıt cihazı ve akıllı yazar kasa uygulamalarıyla birlikte sahadaki denetimlerin artırıldığını da belirten Berova, “İlk üç ay içerisinde dahili KDV toplama oranı yüzde 50 artmıştır. Bu hiç de küçümsenecek bir rakam değildir” ifadelerini kullandı.

2022 yılında KKTC bütçesinin 22 milyar TL olduğunu, bugün ise bu rakamın 191 milyar TL’ye ulaştığını kaydeden Berova, son üç yılda bütçesel büyümenin devasa boyutlara ulaştığını söyledi.

Yüksek enflasyon dönemlerinden geçildiğini belirten Berova, hayat pahalılığı ödeneğiyle ücretlilerin ve emeklilerin gelirlerinin desteklendiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin uyguladığı para politikalarıyla döviz kurunun daha düşük seviyelerde tutulmasının da enflasyonla mücadelede doğru bir süreç olduğunu ifade etti.

Berova, “Bugün yurttaşımızın aldığı maaş, döviz cinsinden değerlendirildiği zaman olabilecek en üst seviyeye gelmiştir” dedi.

Belediyelere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Berova, reform öncesinde birçok belediyenin ciddi borç yükü altında olduğunu ve bazı belediyelerin aylarca maaş ödeyemediğini söyledi.

Belediyelerin Birleştirilmesi Yasası’yla birlikte ekonomik açıdan çok daha güçlü hale geldiğini belirten Berova, geçmişte belediyelerin sıkıştıkları her dönemde kamu maliyesinden aldıkları katkının artırıldığını kaydetti.

2013 yılında belediyelerin devletten aldığı katkının yüzde 7,2 seviyesinde olduğunu, bugün ise bunun yüzde 9,2’ye yükseldiğini belirten Berova, bunun dünya ortalamalarına göre oldukça yüksek bir katkı oranı olduğunu ifade etti.

“Büyüyen bütçe hacmi içerisinde ulaşılan rakamlar belediyelerin hareket sahasını oldukça artırmıştır” diyen Berova, belediyelerin reform sonrası önemli bir ekonomik güce kavuştuğunu söyledi.

2026 bütçesinde yer alan 25,5 milyar TL’lik açığın yanlış yorumlandığını kaydeden Berova, bunun net borçlanma limiti olduğunu belirterek, “Bu, kamu maliyesinin 25,5 milyar lira borçlanacağının göstergesi değildir. Tabii ki böyle bir şey olmayacaktır” dedi.

Devlet ciddiyetinin önemine işaret eden Berova, son üç-dört yıllık dönemin kolay geçmediğini, pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve yüksek enflasyonun KKTC’ye ciddi yük getirdiğini söyledi.

Ancak hükümetin bu ağır koşullara rağmen uzun yıllardır yapılamayan işleri tamamlamak için büyük gayret gösterdiğini belirten Berova, birçok projenin hayata geçirildiğini ifade etti.

Asgari ücretin döviz karşılığının Avrupa sıralamasındaki yerine de değinen Berova, tüm bu süreçlerin bir denge politikası içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İran merkezli savaşın da ekonomik etkilerine dikkat çeken Berova, Avrupa ülkelerinde yaşanan sıkıntıların benzerinin KKTC’de daha kırılgan bir yapı içinde daha ağır hissedildiğini kaydetti.

Akaryakıt ve diğer gümrük gelirlerinde ciddi fedakârlık yapıldığını belirten Berova, belediye gelirleriyle ilgili sıkıntıların yaşanmaması için de kamu maliyesinin imkânları ölçüsünde hareket edildiğini söyledi.

“Buradan konuşmak kolaydır” diyen Berova, “Hayalle yaşanmamak gerekir. Gerçeklik çerçevesi içerisinde önlemler almak gerekir. Bu zor duruma karşın bu önlemleri de alacağız” ifadelerini kullandı.

– Oğuz

İçişleri Bakanı Dursun Oğuz da belediyelerin su ücretlerine ilişkin eleştirilere yanıt vererek, hükümetin su fiyatlarının makul seviyede tutulmasından yana olduğunu söyledi.

Bakanlar Kurulu ve komite düzeyinde konunun ele alındığını belirten Oğuz, “Suyu düşük tutmak belediyeyi batırmak anlamına gelmez. O zaman bütün belediyeler su parasını yükseltsin, hiç batmasın anlayışı ortaya çıkar. Böyle bir şey yok” dedi.

Suyun belediyelere göre çeşmelere ve sayaçlara ulaşana kadar farklı maliyetler oluşturduğunu kabul ettiklerini ifade eden Oğuz, ancak bunun kabul edilebilir bir düzeyde olması gerektiğini kaydetti.

Göreve geldiği dönemde kayıp-kaçak oranının yüzde 35 olduğunu ifade eden Oğuz, “İki ya da üç yılda bu oranı yüzde 30’a, ardından yüzde 25’e düşürdüm. Vatandaştan alınan bu farkı yatırıma dönüştürüp kayıp-kaçağı azaltmak gerekir” dedi.

En yüksek su fiyatının Gazimağusa’da olduğunu belirten Oğuz, su ücretlerinin bu kadar yüksek olmasının doğru olmadığını söyledi.

Belediyelerde su ücretlerine ilişkin kararların oy birliğiyle geçtiğini ifade eden Oğuz, “Kendi partilimin belediye meclis üyelerini de eleştiriyorum, burada yanlış yaptılar” diyerek, bölgelerden bu konuda çok sayıda şikâyet geldiğini kaydetti.

“Su ücretleriyle ilgili gerçekten büyük bir tepki ve büyük bir şikâyet var” diyen Oğuz, devlet olarak bu yetkinin belediyelere Meclis tarafından verildiğini, ancak vatandaşın talepleri doğrultusunda düzenleme yapılması için yasa önerisi hazırlandığını söyledi.

Konunun komitede belediye başkanlarıyla birlikte ele alınacağını belirten Oğuz, “Bu demek değildir ki belediyelerin gelirine göz dikiyoruz ya da belediyelerin önünü kapatıyoruz. Hesabı yapıp kabul edilebilir bir oranda bunun düzenlenmesi gerekiyor” dedi.

Yerinden söz alan CTP Milletvekili Erkut Şahali ise, Gazimağusa Belediyesi’nin su ücretlerinde indirim yapılmasına ilişkin bir tüzük gönderdiğini ancak bunun dört aydır Bakanlar Kurulu’ndan geçirilmediğini belirterek, bunun nedenini sordu.

Buna karşılık Oğuz, “50 TL’nin altında yaparsa uygularız. Ama yapmadığı zaman devleti suçlayıp hükümet size zam yaptı diye reklam yapamazlar” dedi.

Oğuz, 50 TL’nin altında belirlenen ücretlerin onaylanacağını, şu anda iki belediyeye düzeltme için geri dönüş yapıldığını, bunlardan ikisinin düzenlemeyi yaparak yeniden gönderdiğini ve gerekli onayın verileceğini söyledi.

– Rogers

Ardından söz alan Bağımsız Milletvekili Jale Refik Rogers, “Koruyucu Sağlık Hizmetleri ve Güncel Aşı Politikaları” konulu güncel konuşmasında, ulusal aşı takviminin güncellenmesi gerektiğini belirterek, bunun yalnızca bir sağlık değil aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu söyledi.

Rogers, hükümetin önceliklerini birçok anlamda şaşırdığını dile getirerek, koruyucu sağlık hizmetlerinin yeterince önemsenmediğini ifade etti.

Aşı denildiğinde çoğunlukla yalnızca rutin çocukluk aşılarının düşünüldüğünü belirten Rogers, bilimsel gelişmelerle birlikte çocukları ve gençleri ağır hastalıklardan, hastane yatışlarından, kalıcı hasarlardan ve bazı kanser türlerinden koruyabilen yeni nesil aşıların artık birçok ülkede koruyucu sağlık politikalarının bir parçası haline geldiğini söyledi.

HPV aşısının yalnızca bir enfeksiyon aşısı olmadığını vurgulayan Rogers, “HPV sadece bir virüse karşı korumakla kalmıyor, aynı zamanda insanı kanserden koruyan bir aşıdır” dedi.

HPV enfeksiyonunun rahim ağzı kanseri başta olmak üzere gırtlak kanseri ve genital bölge kanserleriyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydeden Rogers, bu nedenle aşının artık sadece kız çocuklarına değil birçok ülkede kız ve erkek çocuklara birlikte önerildiğini belirtti.

Avrupa ülkelerinin kendi ulusal aşı programlarını oluşturduğunu ifade eden Rogers, rota virüsü ve menenjit aşılarının da farklı yaş gruplarında ve farklı finansman modelleriyle uygulandığını söyledi.

KKTC’de HPV aşısının ulusal aşı takviminde yer almadığını belirten Rogers, ilk olarak 2019 yılında bir sivil toplum örgütünün girişimiyle sınırlı sayıda çocuğa uygulandığını, ardından 2025 yılında Sağlık Bakanlığı’nın inisiyatifiyle 12-13 yaş grubundaki çocuklara yapılmaya başlandığını kaydetti.

Ancak uygulamanın yeterli olmadığını belirten Rogers, aşının yalnızca devlet okullarında davet usulüyle yapıldığını gözlemlediğini, özel okullardaki birçok öğrencinin ve ailenin bu uygulamadan haberdar olmadığını söyledi.

2019 ile 2025 yılları arasında bu yaş grubunda bulunan çocukların önemli bir kısmının aşılanamadığını belirten Rogers, bunun ciddi bir “aşı adaletsizliği” yarattığını ifade etti.

“Maddi imkânı kısıtlı olan çocuklar bu aşılardan yararlanamadı. Bu durum koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde ciddi bir adaletsizlik yaratıyor” diyen Rogers, dar gelirli ailelerin gıda, kira, okul, ulaşım ve sağlık giderleri nedeniyle devletin karşılamadığı aşıları kendi imkânlarıyla yaptıramadığını söyledi.

Bu durumun yalnızca bireysel sağlık değil, ülkenin gelecekteki kanser yükünü azaltmak açısından da önemli olduğunu belirten Rogers, HPV aşısının güçlü bir kanserden korunma politikası aracı olduğunu kaydetti.

Rogers, halk arasında menenjit aşısı olarak bilinen aşıların da devlette ücretsiz uygulanmadığını belirterek, bu enfeksiyonların bebeklerde, çocuklarda ve gençlerde çok hızlı ilerleyebildiğini, ölüme kadar gidebilen ciddi tablolara yol açabildiğini söyledi.

Bu hastalıkların saatler içinde ağırlaşabildiğini, tedavi edilse bile kalıcı nörolojik hasar, işitme kaybı ve ciddi sağlık sorunları bırakabildiğini ifade eden Rogers, birçok ülkede iki farklı menenjit aşısının çocukluk ve ergenlik dönemi programlarına dahil edildiğini kaydetti.

Rota virüsü aşısının da özelde yaptırılabilen ancak devlet tarafından karşılanmayan aşılardan biri olduğunu söyleyen Rogers, maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının bu aşılardan yararlanamadığını belirtti.

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde menenjit, rota virüsü ve HPV aşılarının ulusal aşı takviminde olmaması koruyucu sağlık hizmetleri açısından ciddi bir sorundur” diyen Rogers, bunun parası olan çocuğun korunduğu, olmayanın ise riskle baş başa kaldığı bir yapı yarattığını söyledi.

Devletin en azından dar gelirli kesimler için bu kritik aşıları sağlaması gerektiğini ifade eden Rogers, “Devletin görevi çocukların sağlığını ailenin gelir düzeyine göre kaderine terk etmek değil, herkese eşit şekilde bu sistemden yararlanma imkânı sağlamaktır” dedi.

Bilimsel veriler ışığında maliyet etkinlik analizleri yapılarak önceliklendirme sistemi oluşturulması gerektiğini de kaydeden Rogers, ulusal aşı takviminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Çocuk sağlığı uzmanları, enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve halk sağlığı uzmanlarının yer aldığı komitelerin bu konuda bilimsel değerlendirme yapması gerektiğini ifade eden Rogers, aşıların öncelikle risk gruplarına ve dar gelirli ailelerin çocuklarına ücretsiz ulaştırılmasının önemine işaret etti.

HPV aşısının bireysel tercih değil, bir halk sağlığı politikası olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Rogers, “Bu konu sadece bir aşı listesi değil, bu konu bir sosyal adalet meselesidir, bir çocuk hakları meselesidir” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın yalnızca tedavi edici sağlık hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık politikaları ve halkı bilinçlendirme konusunda da daha aktif olması gerektiğini belirten Rogers, ulusal aşı takviminin bilimsel veriler ışığında yeniden güncellenmesi çağrısında bulundu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin katkılarıyla dijital bir aşı kayıt sistemi oluşturulmasının olumlu bir adım olduğunu belirten Rogers, bu sistemin özel sağlık kuruluşlarındaki kayıtlarla da entegre edilmesi gerektiğini söyledi.

Konuşmasında, anne sütü ve doğum izinlerine de değinen Rogers, kamu görevlileri yasasında kadınlara doğum öncesi ve sonrası yalnızca 40’ar gün izin verilmesini yetersiz bulduğunu ifade etti.

Yeni doğum yapan ve emziren annelerin bebekleriyle daha uzun süre birlikte kalabilmesi gerektiğini belirten Rogers, kamu görevlileri yasasında bu yönde düzenleme yapılması gerektiğini söyledi.

– Hasipoğlu

Jale Refik Rogers’ın konuşmasına yanıt vermek üzere kürsüye çıkan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu ise, koruyucu sağlık hizmetleri ve aşı politikalarının önemine dikkat çekerek, 2026 yılı çocukluk dönemi aşı takviminin hazırlandığını ve HPV aşısının da bu takvime dahil edildiğini söyledi.

Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek’in yurt dışı temasları nedeniyle toplantıda bulunmadığını belirten Hasipoğlu, Dinçyürek’ten aldığı bilgiler doğrultusunda 2026 yılı çocukluk dönemi aşı takviminin yayımlandığını, programda doğumdan itibaren Hepatit B ile Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak; iki aydan itibaren ise Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Çocuk felci ve Suçiçeği aşılarının yer aldığını söyledi.

HPV aşısının da bu takvime eklendiğini ifade eden ve aşının artık yalnızca kız çocuklarına değil erkek çocuklarına da uygulanmaya başlandığını belirten Hasipoğlu, “13 ve 14 yaş grubunda bulunan ve kabul eden tüm ailelerin çocuklarına bu aşılar yapılmaya başlanmıştır” dedi.

Bu aşıların uygulanmasının sosyal devlet olmanın bir gereği olduğunu vurgulayan Hasipoğlu, “Bu aşıların yapılması elzemdir” ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı’ndan aldığı bilgiye göre bu konuda gerekli ihalelerin yapıldığını ve ilaç temininde herhangi bir sıkıntı bulunmadığını söyleyen Hasipoğlu, çocukluk dönemi aşı takviminin 2026 yılı için belirlenen program çerçevesinde yürürlükte olduğunu kaydetti.

– Solyalı

CTP Milletvekili Ürün Solyalı ise, “İfade Özgürlüğünü Çok Yönlü Kuşatma Heyecanı” başlıklı konuşmasında, hükümetin seçim sürecine kamu kaynaklarını kullanarak hazırlandığını ve ifade özgürlüğünü farklı alanlarda baskı altına aldığını belirtti.

Solyalı, seçim sürecinin başladığını belirterek, hükümetin daha önceki seçim dönemlerinde olduğu gibi benzer adımlarla ilerlediğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde de benzer uygulamaların yaşandığını söyleyen Solyalı, son dönemde Resmi Gazete’de yayımlanan kararların bunun göstergesi olduğunu ifade etti.

Bir oturumda 50’den fazla kişiye istisnai vatandaşlık verildiğini kaydeden Solyalı, geçmişte de benzer şekilde yüzü aşkın kişiye vatandaşlık verildiğini hatırlatarak, kamu kaynaklarının seçim malzemesi haline getirildiğini kaydetti.

Kırsal kesim arsası dağıtımı ve Tasdik Memurları Yasası’ndaki değişiklikleri de eleştiren Solyalı, hak sahiplerine belge verilmesini siyasi destek beklentisi olarak nitelendirdi.

Daha önce tasdik memurluğu başvurularının bağımsız bir komisyon tarafından değerlendirilip sıralandığını, bakanlığın ise bu listeyi siyasi müdahale olmadan Bakanlar Kurulu’na ilettiğini belirten Solyalı, yapılan değişiklikle komisyon kararının yalnızca “görüş” haline getirildiğini, son kararın ise Maliye Bakanı’nın takdirine bırakıldığını ve bunun siyasi rant amacı taşıdığını söyledi.

Vatandaşlık, kırsal kesim arsaları, tasdik memurluğu, silah izinleri ve T izinlerinin seçim öncesi kullanılan bir formül haline geldiğini dile getiren Solyalı, “Seçim tarihini kafanızda netleştirdiniz ve adım adım oraya gidiyorsunuz” dedi.

Geçtiğimiz haftalarda Meclis önünde yaşanan büyük eylemlere de değinen Solyalı, polis ile eylemcilerin karşı karşıya gelmesi, yaralanmalar ve Meclis’e girme girişimlerinin sorumluluğunun hükümete ait olduğunu söyledi.

“Hükümetin inadı ve halka karşı kuru kafa tutumu nedeniyle bu olaylar yaşandı” diyen Solyalı, eylemcilere karşı aşırı güç kullanmayı reddeden bazı polislerin görev yerlerinin değiştirildiğini ileri sürdü.

“Polis müdürlüğü itibarı, birilerini eylemcilere aşırı güç kullanmak suretiyle müdahale etmedik diye sürmekle geri kazanılamaz” ifadelerini kullanan Solyalı, bu konuda hassasiyet gösterilmesi gerektiğini söyledi.

İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve haberleşme özgürlüğünün uzun süredir kuşatma altında olduğunu da ifade eden Solyalı, geçmişte gazetecileri susturmaya yönelik yasa girişimlerinin toplumsal muhalefetle geri püskürtüldüğünü, Ceza ve Bilişim Suçları Yasaları’nın ise halen komitede beklediğini hatırlattı.

Türk Telekom fiber protokolü tartışmalarına da değinen Solyalı, siber güvenlik, veri merkezlerinin kontrolü ve dijital egemenlik konularında ciddi soru işaretleri bulunduğunu söyledi.

Hükümete yakın kişilerin sosyal medya üzerinden muhalif isimlere, gazetecilere, milletvekillerine ve medya kuruluşlarına yönelik organize saldırılar yaptığını söyleyen Solyalı, bunun ifade ve düşünce özgürlüğüne ciddi zarar verdiğini kaydetti.

“Kimisi vuruldu, kimisinin sıyırdı geçti ama toplumun önemli bir kesimi yara aldı” diyen Solyalı, bu saldırıların insanların ekmek teknelerini de etkilediğini söyledi.

Bu konuda hükümeti de eleştiren Solyalı, eleştirel seslerin susturulmasına karşı herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığını ve ciddi bir mücadele ortaya konmadığını söyledi.

Sosyal medya platformlarına yönelik müdahalelerde Türkiye üzerinden çözüm aranmasını da eleştiren Solyalı, bunun kolaycı ve tehlikeli bir yaklaşım olduğunu söyledi.

Uuluslararası dijital platformların Tayvan, Kosova ve Filistin gibi tanınma sorunu yaşayan bölgelerde de çeşitli temsil ve iş birliği modelleriyle faaliyet gösterdiğini belirten Solyalı, KKTC’nin de kendi kurumları üzerinden bu alanlarda girişim yapabileceğini ifade etti.

Platformlara ifade özgürlüğünü bastırmaya dönük siyasi taleplerle değil; çocuk güvenliği, dolandırıcılıkla mücadele, sahte reklamlar, kamu kurumlarının taklit edilmesi, siber güvenlik ve seçim dönemlerinde şeffaflık gibi başlıklarla başvurulması gerektiğini belirten Solyalı, bu şekilde ülkede bir “platform ilişkileri ofisi” benzeri yapının kurulabileceğini söyledi.

Hükümetin doğrudan başka bir devletin hukuk sistemi üzerinden müdahale istemek yerine, uzmanlarla birlikte dijital alanı düzenleyecek yapısal adımlar atması gerektiğini de ifade eden Solyalı, “Derhal uzmanları masa başına dahil edin” çağrısında bulundu.

– Özdenefe

 “Gençlerin Konut İhtiyacı ve Kırsal Kesim Arazileri” konulu konuşma yapan söz alan CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe de kırsal kesim arazilerinin seçim öncesi şova dönüştürüldüğünü; bunun bir lütuf değil devletin yasal yükümlülüğü olduğunu söyledi.

Geçtiğimiz hafta sonu Mormenekşe ve Beyarmudu’nda neredeyse tüm bakanların katılımıyla kırsal kesim arazisi dağıtımı yapıldığını hatırlatan Özdenefe, bunun adeta bir gösteriye dönüştürüldüğünü belirtti.

Bu yaklaşımın halka hizmet anlayışını çarpıttığını dile getiren Özdenefe, yapılanların lütuf gibi sunulduğunu ancak bunun devletin Konut Edindirme Yasası uyarınca yerine getirmekle yükümlü olduğu bir görev olduğunu vurguladı.

Yasanın amacının, hak sahiplerini uzun vadeli ödeme kolaylığıyla sağlıklı, ekonomik ve erişilebilir konut sahibi yapmak ya da kırsal kesim hak sahiplerine konut yapımı için arsa temin etmek olduğunu belirten Özdenefe, “Bu lütuf değil, devletin yapmak zorunda olduğu bir işlemdir” ifadelerini kullandı.

Sistemin yıllardır mevzuata uygun şekilde uygulanmadığını ve özellikle UBP hükümetlerinin hatalı uygulamaları nedeniyle bugün sonuca değil şova yönelik bir noktaya geldiğini dile getiren Özdenefe, bunun her seçim döneminde tekrarlandığını söyledi.

Daha önce dağıtılan kırsal kesim arazilerinin yalnızca yüzde 30’unda konutlaşma ve inşaatın tamamlandığını belirten Özdenefe, hükümet üyelerinin de bu oranı kabul ettiğini ifade ederek, hedeflenen sonuca ulaşılamadığını kaydetti.

Hak sahipliği belgeleri ile kırsal kesim arazilerinin karıştırıldığını söyleyen Özdenefe, yıllardır üzerinde parsel bulunmayan belgelerin “arsa verilmiş” gibi sunulduğunu ve bunun seçim yatırımı olarak kullanıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de benzer uygulamaların yapıldığını belirten Özdenefe, Beyarmudu ve Mormenekşe’de dağıtılan 345 arazinin büyük bölümünün daha önce hak sahipliği belgesi verilen kişilere ait parsellerin tamamlanmasından ibaret olduğunu söyledi.

“Bu bir göz boyama ve vaat siyasetine dönüştü” diyen Özdenefe, gerçek anlamda altyapı, parselasyon ve mevzuata uygun sürecin ne zaman tamamlanacağının öngörülemediğini ifade etti.

Hükümetin kendi milletvekillerinin bile alınan kararları bilmediğini ve benimsemediğini kaydeden Özdenefe, bu nedenle net rakamların açıklanmasını istedi.

Kaç hak sahipliği belgesi dağıtıldığını, bunlardan kaçında halen kırsal kesim arazisi verilmediğini ve altyapısı ile yolu olmayan parseller için 2026 yılında kaç bölgede ihale yapılacağını soran Özdenefe, yıllar önce verilen belgelerin gereğinin yerine getirilmemesinin gençlerin önünü kapattığını söyledi.

Gençlerin en büyük sorununun barınma olduğunu belirten Özdenefe, bunun yalnızca kırsal bölgelerde değil kentlerde yaşayan gençler için de ciddi bir problem haline geldiğini kaydetti.

Eğitimini tamamlayan, iş bulan birçok gencin yüksek konut fiyatları ve ulaşılamaz kredi koşulları nedeniyle hâlâ anne-baba evinde yaşamak zorunda kaldığını ifade eden Özdenefe, ilk evim kredi paketlerinin de bu sorunu çözmekte yetersiz kaldığını savundu.

2023 yılından bu yana dört ayrı “İlk Evim” kredi paketi açıklandığını hatırlatan Özdenefe, ilk üç pakette toplam başvuru sayısının 926 olduğunu belirterek, dördüncü paketle ilgili de bilgi istedi.

Kentlerde yaşayan gençlerin fırsat eşitliği bağlamında bu desteklerden yeterince yararlanamadığını ifade eden Özdenefe, daha kapsayıcı bir konut politikası gerektiğini söyledi.

Konuşmasının sonunda Nergisli köyünde mera arazisi içinde yapılan kazılara da dikkat çeken Özdenefe, eski yolun çökme tehlikesi taşıyacak kadar yakınına kadar kazı yapıldığını ve bunun ciddi risk yarattığını belirtti.

Gece gündüz süren kazılar nedeniyle yol güvenliğinin tehlikeye girdiğini ifade eden Özdenefe, kaymakamlığın bilgilendirilmesine rağmen çalışmaların sürdüğünü söyleyerek, gerekli talimatların verilmesini ve kamuoyunun bilgilendirilmesini istedi.

– Oğuz

Fazilet Özdenefe’nin eleştirilerine yanıt veren İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, kırsal kesim arsalarının dağıtımının bir seçim yatırımı değil, vatandaşlara hizmet olduğunu belirterek, hükümetin parti rozetine bakmadan hareket ettiğini söyledi.

Nergisli köyüyle ilgili iddialara da değinen Oğuz, bölgedeki çalışmaların durdurulduğunu ve herhangi bir tehlike bulunup bulunmadığını yerinde inceleyeceğini belirterek, gerekli bilgiyi paylaşacağını ifade etti.

Muhalefetin eleştirilerinde çözüm önerisi sunmadığını belirten Oğuz, kırsal kesim hak sahipliği belgelerinin vatandaşlara verilmesinin neden eleştirildiğini anlamadığını söyledi.

“Bu hak sahipliğidir ve parsel dağıtmaktır, vatandaşa hizmet etmektir. Niye gücünüze gidiyor anlamadım” diyen Oğuz, bunun hükümetin görevi olduğunu ancak muhalefetin bunu reklam gibi göstermeye çalıştığını ifade etti.

Vatandaşlara “bize oy verin” gibi bir çağrı yapılmadığını vurgulayan Oğuz, “Eğer ağzımdan böyle bir şey duyduysanız, o kayıtlarda varsa bırakıp gideyim” dedi.

Oğuz, sadece CTP milletvekillerinin “bunlar sizi kandırdı” söylemine karşı vatandaşlara gerçeği anlatmalarını istediklerini belirterek, daha önce verilen kırsal kesim arsalarının el altından el değiştirmesinin vicdanları yaraladığını, yeni yasa değişikliğiyle rezervlerin ve imkanların daha verimli kullanılmasını hedeflediklerini belirtti.

Ekonomik durumu uygun olan ve kısa sürede inşaata başlayabilecek kişilere toplu şekilde parsel verilmesinin konutlaşma oranını artıracağını kaydeden Oğuz, bu yöntemle yüzde 30’luk yapılaşma oranının yüzde 60-70 seviyelerine çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.

İnönü köyünü örnek veren Oğuz, daha önce dağıtılan yaklaşık 43 parselde birçok kişinin inşaata başladığını, ikinci etapta da 23 kişiye daha arsa verildiğini belirterek, bu modelin sonuç odaklı yeni bir uygulama olduğunu ifade etti.

Önceliğin eski dönemlerde dağıtımı yapılan ancak altyapısı tamamlanmayan alanların eksiklerini gidermek olduğunu kaydeden Oğuz, Türkiye Cumhuriyeti ile yapılan protokoller kapsamında Sınırüstü, Aygün ve Mormenekşe gibi bölgelerde su, asfalt ve altyapı çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

Bu yıl kırsal kesim birimi için yaklaşık 400-450 milyon TL’lik bütçe öngörüldüğünü belirten Oğuz, bunun önemli bir bölümünün stabilize yolların yapılmasına ayrılacağını ifade etti.

“Amacımız öncelikle yolların belli olmasıdır, ardından elektrik ve sonrasında asfalt gelir” diyen Oğuz, bazı bölgelerde küçük, bazı bölgelerde ise büyük altyapı eksikliklerinin giderilmesi için ihale sürecine çıkılacağını kaydetti.

Serhatköy, Gayretköy ve Şahinler bölgesinde de altyapı ve asfalt çalışmalarının sürdüğünü söyleyen Oğuz, yeni talepler için de parsel çalışmasının devam ettiğini belirtti.

Daha fazla kişinin kısa sürede konut sahibi yapılmasının hedeflendiğini ifade eden Oğuz, “Ne kadar insanımızın sorununu çözersek, bu ülkenin o kadar faydasınadır” dedi.

İlk Evim kredi paketleriyle ilgili olarak da 926 başvuru rakamının doğru olduğunu belirten Oğuz, dört etapta bankalarla değerlendirme sürecinin sürdüğünü ve birçok gencin bu destekten yararlanacağını söyledi.

Sosyal konut projelerine de değinen Oğuz, Güzelyurt’taki modellemenin tamamlandığını, yabancılara büyük satışlardan ayrılan payla sosyal konut finansmanının sağlanacağını ifade etti.

Alayköy’deki sosyal konut projesinde ise ÇED raporu sürecinin uzaması nedeniyle gecikme yaşandığını belirten Oğuz, şehir merkezlerinde yaşayan ve kırsal kesim rezervi olmayan gençlere yönelik de yeni planlamalar bulunduğunu söyledi.

“Bu bir devlet politikası olmalı” diyen Oğuz, konut sorununun çözümü için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Seçim dönemine yakın vatandaşlık verilmesine ilişkin eleştirilere de yanıt veren Oğuz, vatandaşlıkların tamamen yasalar çerçevesinde ve hak eden kişilere verildiğini söyledi.

“Devlet elindeki imkanları vatandaşa yansıtmak zorunda” diyen Oğuz, Ulusal Birlik Partisi ya da mevcut hükümetin kırsal kesim arsaları dağıtılırken kesinlikle parti rozetine bakmadığını ve bakmayacağını vurguladı.

– Uluçay

Genel Kurul’da son olarak CTP Milletvekili Teberrüken Uluçay, söz aldı.

Uluçay, konuşmasında dünyadaki ve bölgesel gelişmeler ışığında, ülkede ve dünyada belirsizliklerle mücadele ediliyor olduğuna dikkat çekti; ülkede turizm, ticaret gibi sektörlerde gelirlerin düştüğünün artık görülmeye başlandığını belirtti.

Uluçay, “ne yapılabilir?” konusunda ortaya çıkan görüşlere dikkat çekerek, dün Maliye Bakanı Özdemir Berova’nın ortaya koyduğu bazı atılımların somut adımlara dönüşmesi arzusunu vurguladı.

KKTC’nin özellikle 2027 yılında bugün yaşanan sıkıntıların daha fazla yansımasını göreceği görüşünü paylaşan Uluçay, gelecek yıl karşılanabilecek sorunların bugünden projekte edilmesinin önemine dikkat çekti.

İçinde bulunulan süreçte tüm olumsuzluklara rağmen bazı fırsatların değerlendirilmesi yönünde kafa yorulması gerektiğini söyleyen Uluçay, bu kapsamda diğer ülkelerin çalışmalarına yer verdi.

Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek gösteren Uluçay, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bölgesel ölçekte Türkiye’nin önemli finans ve ticaret merkezi haline getirilmesi yönündeki açıklamasına ve vergi düzenlemeleri ile teşvikler gibi sunduğu tedbirlere işaret etti.

Bu kapsamda son üç yılda ülkede altı aydan fazla kalmamış olan ve Türkiye’ye yerleşik olmayan yurt dışında yaşayan Türk ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yerleşmesi ve kazandığı parayı getirmesi durumunda 20 yıl boyunca sıfır vergi ödeyeceklerini kaydeden Uluçay, bu uygulamanın İtalya ve Yunanistan’da da olduğuna dikkat çekti.

Uluçay, içinde bulunulan süreçte KKTC’nin de gelirleri farklı kanallardan elde etmek için Türkiye’nin adımlarından da faydalanabileceğini kaydetti. Benzin ve doğal gaz temelli ekonomiye sahip olan Körfez ülkelerinin Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla yaşadığı olumsuzluklara değinen Uluçay, gelirlerin farklı kanallardan gelmesinin ekonomi için öneminin altını çizdi.

Türkiye’nin, bu sürede, İngiltere’yle Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi de imzaladığını anımsatan Uluçay, bu anlaşmanın güçlenen iş birliğinin kapsamını genişletmeyi öngördüğünü belirtti. Uluçay, böyle bir dönemde Kıbrıs’ın iki garantör ülkesinin atılım yapmış olmasının ada için de önemli olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği’nin mevut ekonomisine değinen Uluçay, ay içerisinde Lefkoşa’da yapılan gayri resmi üye ülkeler toplantısında Ukrayna’ya savunma sanayisini geliştirmesi için yardım yollamaya onay verildiğini ifade etti. Uluçay, bunun yanında, Eurostat’a göre Avrupa Birliği genelinde reel ücretlerin yüzde üç gerilediğini vurguladı.

Uluçay’ın konuşmasının ardından Meclis Genel Kurulu tamamlandı.

Haber: Arda Mercan-Cemre Peral Yanıker

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r