Aşırı sağ tehlikesi, Brexit ve ekonomik krizlerin gölgesinde AP seçimleri

Aşırı sağ tehlikesi, Brexit ve ekonomik krizlerin gölgesinde AP seçimleri

23-26 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde çoğunluğu elde etmek isteyen partiler arasındaki rekabet sürerken, Avrupa’da yükselişte olan aşırı sağcı partilerin Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerindeki taraftarlarını artırması, Avrupa’nın geleceğine dair endişelerin artmasına yol açıyor.

Aşırı sağın gölgesinde geçecek olan bu yılki seçimlerde, ırkçılık, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı gibi aşırı sağ fikirleri savunan partilerin çoğunluğu elde etmesi, Avrupa’nın siyasi geleceği hakkında önemli ipuçları verecek.

Bir yandan İngiltere’nin, AB’den ayrılma sürecindeki (Brexit) belirsizlikle seçimlere katılması, diğer taraftan bloğun ekonomik krizlerle boğuşması, kritik AP seçimlerinde dengelerin değişebileceğini gözler önüne seriyor.

Seçim öncesi anketler, aşırı sağın destekçilerini artırdığını gösteriyor

Avrupa Parlamentosu’ndaki 751 milletvekili, üye devletlerin nüfuslarıyla orantılı olarak seçiliyor. Aşırı sağın yükselmesiyle Avrupa’da ulusal parlamentolarda kendilerine yer bulan Almaya’da AfD, Macaristan’da Fidesz, Fransa’da Ulusal Birleşme Hareketi, İtalya’da Lega, Avusturya’da FPÖ gibi aşırı sağcı partiler, Avrupa Parlamentosu’nda da temsil imkanı bulabiliyorlar.

AP seçimleri öncesi yapılan anketler ise, aşırı sağcı partilerin oylarını artırdığını gösteriyor.

İngiltere merkezli araştırma şirketi YouGov’un AP seçimleri öncesi 12 AB üye ülkesinde yaptığı anket, her 10 seçmenden birinin popülist ya da aşırı sağ partileri desteklediğini ortaya çıkardı.

Çalışma, ankete katılanların yüzde 10,3’ünün popülist ya da aşırı sağ partileri desteklediğini ortaya koyarken, yüzde 6,2’lik kesim kendini radikal solla, yüzde 4,4’lük kısım ise kendini Yeşil partilerle özdeşleştirdi.

Yapılan araştırma ayrıca, bu yılki seçimlere katılım oranının önceki seçimlere kıyasla çok daha yüksek olacağını ortaya koydu. Ankete katılanların yüzde 68’i, Mayıs’taki seçimlerde oy kullanacağını söyledi.

Seçmenlerin en büyük kaygısı “göç” meselesi

YouGov’un pazartesi günü açıkladığı bir anket ise, şu anda seçmenlerin en büyük endişesinin göç olduğunu ve bunu iklim değişikliğinin izlediğini gösterdi.

Sekiz AB ülkesinde yapılan ankete katılanların sadece % 3’ü göç cephesinde “her şeyin yolunda” olduğunu düşündüğünü söyledi. Ankete katılanların yalnızca % 14’ü Avrupa Birliği’nin acil durumda iyi bir iş çıkardığına inanıyor.

Aşırı sağcı liderlerden birlik çağrısı

AP seçimleri öncesi yapılan anketler, aşırı sağın oylarını artırdığını gösterirken, aşırı sağcı partiler ise seçimler öncesi çalışmalarını sürdürüyor. 

İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi aşırı sağcı liderler, kıtadaki göçmen karşıtı, Euroseptik (Avrupa Birliği fikrine şüpheyle yaklaşan) ve aşırı sağ partileri, AB kurumlarının kontrolünü ele geçirmek için “tek bir eksen” içinde birleşmeye çağırdılar.

Geçtiğimiz ay, İtalya’da hükümet ortağı aşırı sağ görüşlü Lig partisinin inisiyatifiyle Milano’da bir araya gelen “Almanya için Alternatif” (AfD), “Finler Partisi” ve “Danimarka Halk Partisi” temsilcilerinin, AP seçimlerinde ortak stratejisinin İslam, göçmen ve Türkiye karşıtlığı üzerine kurduğu görüldü.

Milano’da yapılan toplantının benzer görüşteki Avrupa’daki diğer siyasi partiler için bir “başlangıç” olduğunu ileri süren Salvini, “AP seçimlerinde amaç AP’de en büyük grup olmaktır. AP seçimlerini kazanma ve Avrupa’yı değiştirme hedefimiz var. AB’deki en üst mevkilerde olabildiğince çok temsilciye sahip olmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Aşırı sağ partilerin temsilcileri ayrıca, Salvini’nin “AB Komisyonu Başkanı olabilecek en iyi isim olduğunu” da savundu.

Göçmen ve İslam karşıtlığı giderek büyüyor

Bölgede göçmen ve İslam karşıtlığı artarken, geçtiğimiz günlerde Fransa ile Macaristan arasında göçmenlerle ilgili bir konuda anlaşmazlık yaşandı.

Meksika’nın aşırı sağcı Başbakanı Victor Orban, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, mültecilerin dağıtılmasını kabul etmek istemeyen Schengen Bölgesi üye ülkelerinin, bu bölgeden atılmasını talep etmesine tepki göstererek, “Eğer Macron, halihazırda yürürlükte olan Schengen kurallarını değiştirmek isterse öncelikle bu sözleşmeyi değiştirmesi gerekli. Bunu da başaramayacak, boşuna denemesin.” İfadelerini kullanmıştı.

Macaristan’ın mültecilerin AB üyeleri arasında dağıtılmasına karşı çıktığını belirten Orban, mültecilerin dağıtım yerine ülkelerine geri yollanması ve orada yardım edilmesi gerektiğini savunuyor.

Göçmenleri ıssız bir adada tutma planı içinde olan Danimarka’da ise, geçtiğimiz hafta, Irkçı Rasmus Paludan’ın liderliğindeki aşırı sağcı Stram Kurs Partisi, tüm Müslümanların sınır dışı edilmesi ve etnik temelli bir toplum oluşturma çağrısı yaptı.

Daha önce de denizden gelen göçmenler nedeniyle anlaşmazlıkların yaşandığı Avrupa’da, Almanya ve İtalya’nın, göçmen politikasını protesto etmek için Sophia Operasyonundan (AB’nin Akdeniz’deki düzensiz göçle mücadele misyonunu) çıkacağını duyurmasıyla tehlikeye giren misyon, AB üyeleri arasında alınan bir kararla, geçici olarak askıya alınmıştı.

Tüm bu olayların yanı sıra yaşanan ırkçı ve İslam karşıtı saldırılar, Avrupa’da aşırı sağın güçlendiğinin bir göstergesi.

Brexit belirsizliği seçimleri nasıl etkileyecek?

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bir başka sorunu ise, kördüğüme dönen İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma süreci (Brexit) oluşturuyor.
İngiltere, Brexit anlaşmasının parlamentoda kabul edilmemesi nedeniyle AB’den çıkamadığı için 23 Mayıs’ta yapılacak AP seçimlerine katılacak.

Öte yandan İngiltere’de iktidardaki Muhafazakar Parti ile ana muhalefetteki İşçi Partisinden istifa eden milletvekillerince kurulan Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma (Brexit) karşıtı Change UK Partisi, Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için kampanyaya başladığını açıklamıştı.

Change UK Partisi lideri Heidi Allen, AP seçimlerini “mümkün olan en net mesajı göndermek açısından bir şans” olarak gördüğünü belirterek, Brexit konusunda yeniden bir halk oylaması ve AB’de kalma yönünde kampanya yapma hakkı istediklerini söylemişti.

İngiltere’de 29 Mart olarak belirlenen Brexit tarihi, önce 12 Nisan’a daha sonra da 31 Ekim’e ertelenmişti. İngiltere, Brexit tarihini 31 Ekim’e ertelemiş olsa da süreç belirsizliğini koruyor. 

AB ülkelerinin içinde bulunduğu ekonomik krizler

Avrupa Parlamentosu seçimleri yaklaşırken, Avrupa, bir taraftan da ekonomik sorunlarla boğuşuyor.

Bloğun geleceğini etkileyen önemli sorunlardan birini oluşturan ekonomik krizler, bazı AB ülkelerinde halkın sokağa inmesi ile sonuçlanıyor. Örneğin Fransa’da akaryakıt zamlarına ve kötü ekonomik koşullara tepki olarak başlayan, daha sonra Macron yönetimine karşı gösterilere dönüşen sarı yeleklilerin eylemleri neredeyse 6 aydır devam ediyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un vergilerin düşürüleceğine dair yaptığı açıklamaya rağmen, sarı yelekliler eylemlerini sürdürüyor.

İtalya da bütçe açığı nedeniyle Avrupa Birliği ile 2019 yılı bütçesine yönelik bir anlaşmazlık yaşamıştı. Sonrasında İtalya ile AB arasındaki 2019 yılı bütçesine yönelik krizin sona erdiği açıklanmış, ancak şubat ayında uzmanlar tarafından yapılan açıklamada, teknik resesyona düşen İtalya’nın görünümünün pek de parlak olmadığı belirtilmişti. 

AB gündemini oldukça meşgul eden ve neredeyse çıkmaza dönüşen İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecinin (Brexit) yarattığı belirsizlik de blokta ekonomik kaygıları artıran bir diğer faktör. 

2014 AP seçimlerinden aşırı sağ zaferle çıkmıştı

2014 Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, aşırı sağ grupların zaferi ile sonuçlanmıştı. 

Seçimlerde Avrupa Parlamentosu’nun 3 büyük grubu Hristiyan Demokratlar, Sosyalistler ve Liberaller oy kaybederken, aşırı sağ grupların oy oranında büyük artış kaydedilmişti. 

Almanya’da Avro karşıtı sağ-popülist Almanya için Alternatif Partisi (AfD) sürpriz biçimde yüzde 7 oy alırken, İngiltere’de de ilk kez Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi dışında bir siyasi partinin (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) seçimlerden galip çıkması ise şaşkınlık yaratmıştı.

Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi önemli bir başarı kazanırken, Danimarka’da yabancı ve Müslüman karşıtlığı üzerinden siyaset yapan aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi, oylarını ikiye katlayarak 4 üyesini AP’ye göndermişti.

Avrupa Parlamentosu seçimleri 

Avrupa Birliği (AB) kurumları arasında doğrudan halk tarafından seçilen bir organ olan Avrupa Parlamentosu’nda seçimler, beş yılda bir yapılıyor. AP seçimlerinde, 18 yaşını dolduran her AB üyesi ülke vatandaşı, ikametlerinin bulunduğu yerlerde oy kullanabiliyor.

Avrupa Birliği’ne üye 28 devletin toplamda 751 temsilcisinden oluşan Avrupa Parlamentosu için son seçimler 2014 yılında yapıldı.

750 üye ve bir Başkandan oluşan parlamentoda, hangi üye devletin kaç parlamenter ile temsil edileceği üye devletlerin nüfuslarına göre tespit ediliyor. Örneğin, Avrupa Birliği’nin en fazla nüfusa sahip üyesi olan Almanya’nın Avrupa Parlamentosu’nda 96 üyesi bulunuyor. 

Birliğin en az nüfusa sahip üye ülkesi Malta’nın ise parlamentodaki üye sayısı ise 6. Şu anda Avrupa Parlamentosu’nda 8 siyasi parti grubu ve bağımsız üyeler yer alıyor. 

Avrupa Parlamentosu’nda üyeler, ülkelerine göre değil, siyasi görüşlerine göre grup oluşturuyorlar. Yani parlamenterler ülkelerini değil, kendilerine oy veren vatandaşların siyasi görüşlerini temsil ediyor.

Kaynak: TRT Haber, Reuters, DW, Independent, AA, European Parliament

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?