Binali Yıldırım: Birlikte yayına çıkma konusuna prensipte tamam dedik

Binali Yıldırım: Birlikte yayına çıkma konusuna prensipte tamam dedik

Binali Yıldırım katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını cevapladı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimin yenilenmesi kararına ilişkin seçmenin tatmin ve ikna edilebildiğini düşünüp düşünmediği sorulan Yıldırım, seçimlerin yenilenme kararıyla ilgili sahada vatandaşların ilk günlerde biraz kafasının karışık olduğunu, ancak konuştukça, meseleyi izah ettikçe bu kuşkunun, tereddüdün ortadan kalktığını gördüklerini söyledi.

Bu durumun şu anda sokağın gündeminde olmadığını dile getiren Yıldırım, sokağın artık yavaş yavaş adaylardan projelerini, hangi vaatlerinin olduğunu, İstanbul’un geleceği ile ilgili neler söyleyeceğini beklediğini aktardı.

Yıldırım, yaptırdığı son bir anket olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:

“Anketler sürekli yapılıyor da, ben yapmıyorum. Partiler yaptırıyor. Karşı ittifak da yaptırıyor, bizimkiler de yaptırıyor. Benim 15., 16. seçimim. Bu güne kadar anketler üzerinden kampanya yürütmedim. Benim için anket, o gün sandıktan çıkan sonuçtur. Anketleri şunun için de düşünmüyorum. Anketler yavaş yavaş yönlendirme aracı olarak kullanılmaya başladı. Bunu da oy verecek seçmenin iradesine biraz da saygısızlık olarak görüyorum. Seçmenin iradesini yönlendirmek bana çok doğru gelmiyor. Tabi kampanya da ikna etmek, kendinizi anlatmak, onları dinlemek tamam, bu seçimin olmazsa olmazıdır ama manipülasyon yaparak, ajite ederek şartları bir sonuca kanalize etmek çok dürüstçe gelmiyor. En doğru anket sandıkta çıkan ankettir.”

Binali Yıldırım, en son 1963 yılında İstanbul’da seçimin iptal edildiğini, ancak orada kazanan adaydan alınarak, kazanmayan adaya verildiğini, o günden bu güne de Türk demokrasisinde muazzam bir gelişme olduğunu söyledi.

Ortada sonuçlanmış bir seçim olmadığını vurgulayan Yıldırım, “Kazananı, kaybedeni olan bir seçim de yok. Bir seçim tekrarı var. Neden? Kazanan ve kaybeden belirlenemediği için yenilenen bir seçimden bahsediyoruz. Biz bu kadar yakın çıkınca oy farkı, rakibimin açıkladığı 29 bin, Yüksek Seçim Kurulu 27 bin küsur açıkladı. İptal oylara bakıyoruz 321 bin. Aradaki farka bakıyoruz 27 bin. 10 kattan fazla. Doğal olarak biz burada bir usulsüzlük, bir yanlışlık olduğu kanaatine vardık ve itiraz ettik İlçe Seçim Kurulu’na. Sayımlara girdi. Küçük bir miktar sayıldı, fark birden 16 bin bizim lehimize azaldı.”

Yıldırım, “Bu oylar nereden geldi kardeşim, çalınan oy yoksa? Bu sayımda bu oyların nasıl geriye geldiğini, bunun birisinin cevabını vermesi lazım. Biz sadece yüzde 10’u saydırabildik. Bu durumu görünce dedik ki ‘Tamamı sayılmalı’ bu oyların. Çünkü bu seçim hiçbir zaman kimsenin içine sinmeyecek.” ifadelerini kullandı.

“İlçe Seçim Kurulları işlerini düzgün yapmadılar”

“Esasında bu seçimin mağduru, 8,5 milyon oy veren İstanbulludur” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim temasta olduğumuz insanlar genellikle bu konuları anlatınca insanın içine sinmediğini kabul ediyorlar. Ama benim söylemek istediğim bir şey var. Mağdur ne rakibim, ne ben. Birinci derecede mağdur İstanbulludur. Niye? ’31’inde gittim oyumu verdim iş bitti, kulağım rahat, güzel sayacaklar, dökecekler, seçim sonucunu ilan edecekler.’ Bu olmadı. Bu mağduriyeti yapan kim? Seçim Kurulu. İlçe Seçim Kurulları işlerini düzgün yapmadılar. En masum şekilde bunu söylüyorum. Böyle değil, organize bir kötülük var ama ben onu işlerini düzgün yapmadılar, layıkıyla yapmadılar diye daha insaflı şekilde ifade ediyorum ve 8,5 milyon oy verenin oylarının yerli yerine gitmesini sağlamayadılar. Ben 16 bin oyu bana verilip de, çöpe atılan oyu kurtardım. O kadarcık sayımla. O insanların mağduriyetini giderdim ama geri kalanları gideremedim.”

Yıldırım, şimdi YSK’nın “Bu işi yapanlar hakkında soruşturma başlatılsın” dediğini ifade ederek, “Neye yarar kardeşim. Yani bir seçimin yenilenmesi kolay bir şey mi? Aslında kendi kendini de ele veriyor. Biz bu işi beceremedik. Onun için sorumlular soruşturulsun, cezalandırılsın. Bir de karşı oy yazanlar var biliyorsun. O da evlere şenlik.” dedi.

Sandık başkanları listelerini kontrol edip etmedikleri yönündeki soruya da Yıldırım, bütün partilerin didik didik ettiğini, son şeklinin verildiğini, bundan sonra sandık başkanlarına yönelik bir itirazın tüketilmiş bir itiraz olduğunu söyledi.

Yıldırım, bu seçimin güvenilirlik açısından, şaibelerden uzak olması açısından daha iyi bir konumda olduğunu, şartların buna göre iyileştirildiğini, partilerin çok daha dikkatli olacağını, YSK’nın ise çok çok daha dikkatli olacağını ve verilen oyun yerli yerine gideceğini kaydetti.

“Küskün seçmen tabirini kabul etmiyorum”

Binali Yıldırım, seçimler yorumlanırken küskün ya da sandığa gitmeyen seçmenin belirleyici olduğu yönündeki söylemler bulunduğu şeklindeki soruya da, şu yanıtı verdi:

“Ben bu tabire itiraz ediyorum. Küskün seçmen tabirini, hele hele AK Parti’de ben kabul etmiyorum. Bizim de seçmenimizde küskünlük olmaz. Bizde küskünlük sabah başlar, akşam güneş batmadan biter. O da sevgiden gelir. İnsan sevdiğine sitem eder, küser ama her zaman resmin tamamına bakmayı tercih ederiz. ‘Sandığa gitmeyen seçmen’ doğru, var. İstanbul dışında muhtarlık seçimi için gidenler var. Bizim hedefimiz esasında 24 Haziran seçimleridir. 24 Haziran seçimlerindeki katılım oranı yüzde 89’a yakın. Burada yüzde 84. Yani 4,18’lik bir katılımda eksiklik var. Bu seçmen grubu da yaklaşık 400 bin. Bu seçmeni sandığa getirmenin yollarını arıyoruz.”

Hedefledikleri, sandığa gitmeyen 1 milyon 700 seçmen olduğunu belirten Yıldırım, “Ama bunun yüzde 10’unu çıkarmak lazım. Çünkü yüzde 90’ın üzerinde bir katılım hiçbir zaman olmamış bizde. Yani geriye kalıyor 800-900 bin seçmen. Bu seçmen kitlesi üzerinde kampanyamızı daha fazla yapıyoruz. Tabi 31 Mart’ta oy verenlerin de aynı şekilde durduğu yerde durması lazım.” ifadelerini kullandı.

Seçimin bayram tatilinin arkasına denk gelmesine yönelik özel bir çalışmalarının olup olmadığı sorulan Yıldırım, “Vatandaş istediği yere gitsin, gezsin, dolaşsın, rahatlasın. Dinlenmiş bir vaziyette sonra tekrar gelsin istiyoruz. Bunun için de biz hazırız. Her türlü desteği vermeye hazırız. Zannediyorum İstanbullular geleceklerini belirleyecek bu seçim için dönüp gelecektir.” şeklinde konuştu.

“Biz karşılıklı bir yayına çıkma konusunda prensip olarak ‘Tamam’ dedik”

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu ile ortak televizyon programına çıkma konusundaki son düşüncesine ilişkin soruya da, “Biz karşılıklı bir yayına çıkma konusunda prensip olarak ‘Tamam’ dedik. Herhangi bir çekincemiz yok. Hatta bizim bu kampanyadan sorumlu genel başkan yardımcımız, Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki arkadaşlarla temasa geçecek ve bunun alt yapısını hazırlayacaklar. Olay şu aşamada böyle. ” yanıtını verdi.

Sorulan bu soruya daha önce “Tek başıma karar veremem” şeklinde bir söylemi olduğu hatırlatılan Yıldırım, “Sosyal medya infazı onun tipik örneğidir. Şimdi bana yayıncı arkadaşımız bir başka kanalda dedi ki, ‘Şimdi bu fikri ben ortaya attım. Bunu ben yapmak isterim’ dedi. Ben ona ‘Tek başıma karar veremem’ dedim. Arkasından da ‘Diğer aday arkadaşın buna rıza göstermesi lazım’. Şimdi bu kısmını atınca hemen bombardıman. İşte ‘Hiçbir şeye tek başına karar veremiyor’, ‘Liderine soracak’, ‘Cumhurbaşkanına soracak’ gibi tamamen kötü niyetli, tamamen operasyonel bir şekilde bu açık, dürüst bir söylemi çarpıtarak algı oluşturmaya çalıştılar. Benim geçmişimi bilenler neyi yapamayacağımı, ne yapacağımı çok iyi bilirler. Beyefendi Brüksel’deyken 15 Temmuz’da, biz alçaklara meydan okuduk. Onun için bu şeyler bize sökmez. Bu ucuz ayak oyunları bana sökmez.” değerlendirmesinde bulundu. 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?