İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Avrupa’nın dört bir yanı yıkım ve acıyla sarmalanmıştı. Yalnızca şehirler değil, insanların umutları, inançları ve sosyal yapıları da harap olmuştu. Bu enkazdan doğan yeni bir dünya düzeni, kadınların omuzlarına daha da fazla sorumluluk yükledi.
İtalya da bu yeniden doğuşun merkezindeydi.
1946 yılına gelindiğinde, savaşın ardından ayakta kalmaya çalışan İtalyan halkı, özellikle de kadınlar, hem sosyal hem ekonomik hayatta daha güçlü bir varlık göstermeye başlamıştı. Bu dönemde, kadınların sesini duyurmak ve onların hak ettikleri değeri vurgulamak adına önemli bir adım atıldı. İtalya Kadınlar Birliği (UDI – Unione Donne Italiane), 8 Mart’ı resmî olarak “Kadınlar Günü” olarak kutlamak için hazırlıklara başladı.
Ancak bu özel günün bir simgeye ihtiyacı vardı. Gül çok pahalıydı. Zambak ulaşılmazdı. Karar verilecek çiçek, hem herkes tarafından erişilebilir olmalıydı, hem de bir anlam taşımalıydı.
O günlerde üç kadın — Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce — bir araya geldi. Hepsi de savaşın zorluklarını yaşamış, mücadele ruhunu içinde taşıyan kadınlardı. Onlara göre bu özel gün, sadece kutlama değil; aynı zamanda dayanışmanın, mücadelenin ve yeniden doğuşun sembolü olmalıydı.
Ve o sembol mimoza çiçeği olacaktı.
GAZETELER
06 Nisan 2025GÜNDEM
06 Nisan 2025SPOR
06 Nisan 2025GÜNDEM
06 Nisan 2025SPOR
06 Nisan 2025Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.